Yazar Burak Şahin ile Kayıp Hayatlar Mahkemesi roman dizisi üzerine söyleşi.

Yazar Burak Şahin ile Kayıp Hayatlar Mahkemesi Üzerine: “Her kitap ayrı bir dosya gibi açıldı”

Yazar Burak Şahin’in Kayıp Hayatlar Mahkemesi dizisi, Hacze Kabil, Pardon! Başkanım, Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi, Aşkımızı Kim Öldürdü? ve Cevdet Bey Usulen Yaşıyor adlı beş romandan oluşuyor. Kitaplar aynı karakterlerin devam eden hikâyesini anlatmıyor; her biri ayrı bir olay örgüsü, ayrı bir ton ve ayrı bir hayat dosyası açıyor.

Manisa’da avukatlık yapan Burak Şahin, Kocaeli Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Marmara Üniversitesi’nde sinema alanındaki akademik çalışmalarını sürdüren Şahin, romanlarında hukuk, vicdan, kayıp, sevgi, bürokrasi ve insanın kendini aklama arzusunu farklı dramatik yapılar içinde ele alıyor.

Burak Şahin ile Kayıp Hayatlar Mahkemesi’nin çıkış noktasını, hukuk deneyiminin romanlara nasıl sızdığını ve beş kitabın ortak sorusunu konuştuk.

Kayıp Hayatlar Mahkemesi nasıl doğdu?

Kayıp Hayatlar Mahkemesi’ni klasik bir seri olarak düşünmedim. Aynı karakterlerin başına gelen olayları bölüm bölüm anlatan bir yapı değil bu. Daha çok, aynı temel sorunun farklı hayatlarda açılması gibi kuruldu. Her kitap başka bir dosya: borç, makam, kayıp, evlilik, ölüm… Ama hepsi bir şekilde insanın kendi hayatıyla yüzleşme anına dönüyor.

Serinin adındaki “mahkeme” de benim için sadece hukuki bir yer değil. Bazen bir evin mutfağı mahkeme gibi çalışır. Bazen bir devlet dairesi, bazen bir aile yemeği, bazen de insanın kendi iç sesi. Karakterlerin yargılandığı yer çoğunlukla dışarısı değil; kendi suskunlukları, erteledikleri, görmezden geldikleri şeyler.

Avukatlık deneyiminizin bu romanlarda nasıl bir etkisi oldu?

Avukatlık insana çok fazla hikâye öğretmiyor aslında; daha çok insanın hikâyesini nasıl sakladığını öğretiyor. Dosyalarda olaylar belirli bir dile çevrilir. Bir kırgınlık “beyan” olur, bir korku “iddia” olur, bir suskunluk bazen hiç kayda geçmez. Hukuk dili bu anlamda çok düzenlidir; fakat insan hayatı o kadar düzenli değildir.

Romanlarda beni ilgilendiren yer tam olarak bu mesafe oldu. Resmi dil ile insanın gerçek duygusu arasındaki boşluk. Hacze Kabil’de bu bir icra dosyasından açılıyor. Aşkımızı Kim Öldürdü?’de evliliğin içindeki suskunluklara dönüşüyor. Cevdet Bey Usulen Yaşıyor’da ölüm bile kayıt ve usul meselesi haline geliyor.

Hacze Kabil, hukuki bir terimden yola çıkıyor. Romanda bu terim nasıl genişledi?

“Hacze kabil” teknik olarak haczedilebilir şeyleri anlatan bir ifade. Ama ben bu kavramın insan hayatında daha tuhaf bir karşılığı olduğunu düşündüm. Bir dükkânın rafına, kasasına, soğutucusuna el koyabilirsiniz. Peki insanın utancına, merhametine, korkusuna, kendini savunma biçimine ne olur?

Romanın çıkış noktası bir haciz işlemi ama asıl mesele borcun hukuki takibinden çok vicdani takibi. Karakterler bir işlem yapıyor gibi görünürken aslında kendileriyle ilgili başka bir şeyi görmeye başlıyorlar. Bir noktadan sonra dosyanın konusu borçludan çok, ona bakanların ve o işlemin içinde bulunanların vicdanı oluyor.

Pardon! Başkanım’da absürt bir bürokrasi dili var. Bu mizah nereden geliyor?

Bürokrasi zaten kimi zaman çok ciddi görünen bir absürtlük üretir. Bunu yalnızca devlet dairesi anlamında söylemiyorum; günlük hayatta da herkesin bir unvana, bir yetkiye, bir onaya, bir gerekçeye ihtiyaç duyması bana hem komik hem de ürkütücü geliyor.

Pardon! Başkanım’da mizah, karakterleri hafifletmek için değil, sistemin ağırlığını göstermek için var. Herkesin başkan olduğu bir yerde kimsenin sorumluluk almaması gibi bir çelişki var. Roman bu çelişkiyi büyütüyor. Gülerken rahatsız eden bir ton aradım.

Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi diğer kitaplara göre daha içine dönük duruyor. Bu bilinçli miydi?

Evet, o kitapta daha sessiz bir yerde durmak istedim. Her kayıp gösterişli değildir. Bazen bir insanın hayatında eksilen şey, dışarıdan bakıldığında fark edilmez bile. Mavi Korkusuz’da beni ilgilendiren şey, tamamlanamamış bir hikâyenin insanda bırakabileceği izdi.

O roman, büyük cevaplardan çok eksik kalmış sorulara yakın. Bazı şeyler bitmez; sadece onları anlatacak kişi ortadan kaybolur. Bu duygu, kitabın dilini ve ritmini de belirledi.

Aşkımızı Kim Öldürdü? başlıktan itibaren suç dilini ilişkiye taşıyor. Neden böyle bir tercih yaptınız?

Bir ilişki bittiğinde insanlar çoğunlukla bir sebep, hatta bazen bir fail arıyor. “Kim bozdu?”, “Kim değişti?”, “Kim vazgeçti?” gibi sorular çok tanıdık. Ben bu dili biraz daha belirgin hale getirip evliliğin içindeki suskunluklara uygulamak istedim.

Ama romanın derdi tek bir suçlu bulmak değil. Aksine, bir aşkın ya da evliliğin bazen tek bir olayla değil, küçük ihmallerin, söylenmeyen cümlelerin, ertelenen konuşmaların toplamıyla nasıl dönüştüğünü göstermek. Olay mahalli bir ev; deliller ise aslında herkesin hayatında rastlayabileceği küçük şeyler.

Cevdet Bey Usulen Yaşıyor’da ölüm bile bürokratik bir meseleye dönüşüyor. Bu romanın merkezindeki fikir neydi?

Benim için Cevdet Bey’in hikâyesi, “insan ne zaman gerçekten biter?” sorusuyla başladı. Biyolojik olarak bitmek başka, kayıtlarda bitmek başka, geride kalan insanların zihninde bitmek başka. Cevdet Bey kaderen ölmüş ama usulen yaşıyor. Bu absürt bir durum; fakat aynı zamanda çok insani.

Hayat boyunca her şeyi kayıtla, disiplinle, resmi cümlelerle tutmaya çalışan birinin kendi hayatının sonunda da bir işleme takılması bana hem komik hem hüzünlü geldi. Roman, ölümden çok son bakışla ilgili. İnsan gitmeden önce neyi anlamak zorunda kalır?

Beş kitabı hangi sırayla okumak gerekir?

Zorunlu bir okuma sırası yok. Her kitap bağımsız. Ama dizinin genel duygusunu görmek isteyenler Hacze Kabil ile başlayabilir. Sonra Mavi Korkusuz’un Yarım Kalmış Hikâyesi ve Aşkımızı Kim Öldürdü? daha iç ve ilişki odaklı bir hat açıyor. Pardon! Başkanım ve Cevdet Bey Usulen Yaşıyor ise bürokrasi ve absürtlük tarafını daha güçlü hissettiriyor.

Aslında okur hangi soruya daha yakın hissediyorsa oradan başlayabilir: borç mu, makam mı, kayıp mı, evlilik mi, ölüm mü?

Dizinin okurda nasıl bir iz bırakmasını istersiniz?

Okurun kitapları kapattığında kesin bir cevapla değil, kendi hayatına dönen bir soruyla kalmasını önemsiyorum. Çünkü bu romanların ortak meselesi, karakterlerin yanlışlarını yargılamak değil; insanın kendini nasıl akladığını, nasıl sustuğunu, neyi geç fark ettiğini göstermek.

Kayıp Hayatlar Mahkemesi benim için beş ayrı roman kadar, beş ayrı yüzleşme biçimi de demek. Her dosya kapanmıyor; bazıları okurun zihninde devam ediyor.

Kayıp Hayatlar Mahkemesi dizisi hakkında ayrıntılı bilgiye yazar Burak Şahin sayfasından ulaşılabilir. Beş kitap da Kitapyurdu Burak Şahin yazar sayfası üzerinden incelenebilir.

Arter’in güncel programı üretim sürecini sergi deneyimine açıyor

Kültür Sanat; edebiyat, sinema, görsel sanatlar, sahne, müzik ve dünya kültür gündeminden seçilmiş haberleri Türkçe okur için yeniden bağlamlandıran dijital bir dergidir.

Gece Gezmesi Kadıköy’de festival rotasını mahalle ölçeğine taşıyor