New York’taki Gagosian galerisi, çağdaş fotoğraf sanatının önde gelen isimlerinden Deana Lawson’ın ‘Edge Control’ başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, ırk, güzellik, iktidar ve gözetim gibi derinlemesine konuları, güzellik ürünleri mağazalarından alınan gözetim kamerası görüntüleri aracılığıyla ele alarak izleyiciyi sarsıcı bir deneyime davet ediyor. Lawson, bu sergide, bell hooks’un ‘Muhalif Bakış: Siyah Kadın Seyirciler’ adlı makalesinde dile getirdiği ‘bakma’ eylemi üzerine düşüncelerden ilham alıyor ve siyah bedenlerin tarihsel olarak maruz kaldığı sürekli gözetim ve travmatik bakış ilişkisini sanatsal bir platforma taşıyor.
Serginin başlığı olan ‘Edge Control’, hem siyah kadınların saç çizgisindeki saçları şekillendirmek için kullandığı jelleri ve pomatları ifade eden bir güzellik ürünü terimi hem de Lawson’ın ele aldığı gözetim ve kontrol mekanizmalarına gönderme yapan katmanlı bir anlama sahip. Bu çift anlamlılık, sanatçının güzellik endüstrisi, tüketim kültürü ve ırk ile gözetimin kesişim noktalarını nasıl sorguladığının bir göstergesi.
Gözetim Görüntülerinden Sanatsal Bir Dönüşüm
Lawson’ın sergisinin merkezinde, güzellik ürünleri satan mağazaların, iddia edilen hırsızlık vakalarını önlemek amacıyla astığı gözetim kamerası görüntüleri yer alıyor. Genellikle siyah mahallelerde bulunan ve çoğunlukla siyah olmayan kişilerce işletilen bu mağazalarda, ürünleri çalarken yakalandığı iddia edilen kişilerin küçük, silik fotoğrafları bir uyarı niteliği taşıyor. Lawson, bu bağlamından koparılmış, düşük çözünürlüklü görüntüleri, büyük boyutlu portrelere dönüştürerek ve ayna çerçevelerle sunarak izleyiciyi pasif bir gözlemcilikten aktif bir katılımcılığa çekiyor. İzleyici, bu portrelere bakarken aynı zamanda kendi yansımasıyla da yüzleşiyor, böylece bakışın öznelliği ve nesnelliği üzerine düşünmeye zorlanıyor.
Sergide yer alan holografik çalışmalar ise bu dinamizmi daha da ileri taşıyor. İki holografik figür, izleyicinin hareketine göre değişen siyah kadın bedenlerini ortaya koyarak, algının ne denli manipüle edilebilir olduğunu ve bu ‘iddia edilen’ suçluların aslında zaman içinde donup kalmış figürler olmadığını, aksine izleyici gibi hareket halinde olduklarını vurguluyor. Lawson, bu yolla, bell hooks’un bahsettiği ‘muhalif bakışı’ yeniden inşa ediyor; öznelerine bakarak izleyiciyi onları değerlendirmeye davet ediyor ve böylece eşitsiz güç ilişkileriyle dolu bir alanda algının nasıl işlediğini derinlemesine araştırıyor.
Önyargılarla Yüzleşme ve İnsanlık Halleri
Serginin resmi açıklamasında, Lawson’ın bu görüntüler üzerinde ahlaki bir yargıda bulunmayı amaçlamadığı, aksine ‘geç kapitalist toplumumuzda güzellik ürünlerinin dönüştürücü potansiyelinin ve bireysel eylemliliğin sonuçlarını ön plana çıkardığı’ belirtiliyor. Sanatçı, bu kişileri ne şeytanlaştırıyor ne de yüceltiyor; aksine onları koruyor. Orijinal görüntülerdeki düşük çözünürlük, bazı kişilerin maskeli olması ve bazı fotoğrafların bulanıklığı, izleyicinin kimin kime baktığını, kimin sıradan bir müşteri, kimin bir suçlu olduğunu sorgulamasına neden oluyor.
Lawson, gözetim kameralarından alınmamış, kendi imzasını taşıyan portreleriyle bu ‘hırsızlık’ görüntüleri arasında keskin bir karşıtlık oluşturuyor. Galerinin sağ duvarında, sanatçının özel ortamlarda çekilmiş, siyah erkek ve kadınların samimi ve zengin portreleri yer alıyor. Bu portrelerdeki öznelerin bakışları her zaman izleyiciyle buluşuyor, bu da onların insanlığını pekiştiriyor ve bir eşitlik zemini yaratıyor. Hatta bazı eserlerdeki figürlerin büyüklüğü nedeniyle, izleyiciye yukarıdan bakıyorlarmış hissi veriliyor.
Yirminci yüzyılın başlarında siyah fotoğrafçılar, siyah öznelerini takım elbiseler, rahibe kıyafetleri veya mezuniyet cüppeleri içinde ölümsüzleştirerek yeni bir ırk gururu ve saygınlık biçimini ana akıma taşımayı amaçlamışlardı. Lawson’ın özneleri ise genellikle günlük kıyafetler içinde, hatta bazen çıplak. O, onurlu bir siyahlık biçimiyle değil, sıradanlığın içindeki siyah güzelliğiyle ilgileniyor. Tüm bu görüntüleri aynı mekanda bir araya getirerek, Lawson, izleyiciyi siyahlığı iyi ve kötü davranışın düz bir ikiliği yerine, hayatın tüm çelişkileriyle dolu bir süreklilik içinde görmeye zorluyor.
Sergi, güzellik arayışı içinde bilmeden gözetlenen insanların aşırı kırılganlığını yakalamakta başarılı oluyor. Aynı zamanda Lawson, izleyici kendi de dahil olmak üzere çoklu bakışlarla yüzleşirken, seyirci ile katılımcı arasındaki boşluğu daraltıyor. Bu geçici güç yeniden dağılımıyla bir eşitlik sağlanıyor. ‘Edge Control’, bireysel algılarımızın ve toplumsal önyargılarımızın nasıl şekillendiğini anlamak için önemli bir zemin sunarak, New York’taki Gagosian’da 24 Ekim tarihine kadar ziyarete açık olacak.
Bu haber, The Guardian Culture'da yayımlanan 'Edge Control: the art exhibition using hidden camera images to explore race and beauty' başlıklı makaleden derlenmiştir. Kaynak: The Guardian Culture.






