Cazın efsanevi saksafoncusu John Coltrane’ın doğumunun 100. yıl dönümü vesilesiyle, sanatçının müziğindeki radikal dönüşümü ve deneysel arayışlarını belgeleyen, daha önce duyulmamış kayıtlar gün yüzüne çıktı. ‘Tiberi Teypleri’ adıyla bilinen bu özel arşiv, Coltrane’ın kariyerinin kritik bir dönemine ışık tutarak, onun sanatsal evrimini yakından inceleme fırsatı sunuyor.
Coltrane, caz dünyasında çığır açan bir figür olarak kabul edilir. Miles Davis’in ‘ilk büyük beşlisi’nden ayrıldıktan sonra, 1960’ta yayımladığı ‘Giant Steps’ albümüyle cazda tamamen yeni bir armonik dil oluşturdu. 1961’deki ‘My Favourite Things’ yorumuyla geniş kitlelere ulaşan sanatçı, Ocak 1965’te Grammy adayı olan ‘A Love Supreme’ albümüyle ruhani caz anlayışını zirveye taşıdı. Bu başarılarla birlikte, Coltrane zaten türün devleri arasına girmiş, standart repertuvara onlarca beste kazandırmıştı.
Ancak şöhretinin zirvesindeyken, Coltrane müziğini deneysel ve özgür caz (free jazz) yönünde geliştirmeye başladı. Ağustos 1965’te Chicago’daki DownBeat caz festivalinde, gruba yeni katılan genç deneyselci Archie Shepp ile sahne aldığı performans, bu radikal değişimin ilk işaretlerinden biriydi. Yapılandırılmış kompozisyonlardan uzaklaşarak, yüksek ve agresif doğaçlamalarla dolu bu icra, bazı eleştirmenler tarafından ‘tatsız bir müzisyenlik gösterisi’ olarak nitelendirilmiş ve dinleyicilerin salondan ayrılmasına neden olmuştu. Coltrane biyografi yazarı Ben Ratliff’in ifade ettiğine göre, sanatçı ticari çekiciliğini bir kenara bırakarak avangart müziğe yönelmişti; amacı dinleyicileri rahatsız etmek değil, yeni etkileşimleri ve genç müzisyenleri bünyesine katarak bilinmeyeni keşfetmek, sürekli ileri gitmek ve kendini dinlemekti.
Tiberi Teypleri: Gizli Bir Müzikal Yolculuk
Coltrane’ın bu sanatsal keşif süreci, saksafoncu Frank Tiberi tarafından gizlice kaydedilen ve ‘Tiberi Teypleri’ olarak adlandırılan kayıtlarla belgeleniyor. Tiberi, 1960’tan 1964’e kadar, Coltrane’ın Manhattan’daki Jazz Gallery, Washington DC’deki Showboat veya Philadelphia’daki Pep’s Lounge gibi mekanlardaki dört ila altı haftalık uzun süreli performanslarını kaydetti. Paltosunun cebine gizlediği bir mikrofon ve Magnavox TR-100 kayıt cihazıyla, karanlıkta her 30 dakikada bir teypleri değiştirerek Coltrane’ın virtüözlüğünü ve anlık yaratıcılığını yakalamaya çalıştı. Tiberi, ‘A Love Supreme’in kaydedilmesinden hemen önceki dönemi kapsayan bu süreçte, 80 makara ve 60 saati aşkın müzik biriktirdi. Bu kayıtlar, başlangıçta Tiberi’nin kişisel çalışma materyali olarak kullanıldı ve seçkin meslektaşları ve öğrencileriyle paylaşıldı.
Caz efsanesi Joe Lovano, 1976’da Woody Herman Big Band’de Tiberi ile çalarken bu materyali dinleme fırsatı bulmuştu. Lovano, Tiberi’nin kulaklıkları kendisine takıp Coltrane’ın armonik değişimler veya melodiler üzerinde nasıl çalıştığını gösteren bölümleri dinlettiğini hatırlıyor. Bu kayıtlar, Coltrane’ın tek bir parçayı 35 dakika veya daha uzun sürelerle nasıl genişlettiğini, müziğin kendisini nereye götürdüğünü nasıl izlediğini anlamak için ilham verici bir kaynak olmuştu. Lovano’nun aktardığına göre, Coltrane’ın piyanisti McCoy Tyner, grubun Tiberi’nin kayıt yaptığından haberdar olduğunu ve bunu ‘eğitim ve müziğin kendisi için bir lütuf’ olarak gördüklerini belirtmişti. 97 yaşındaki Frank Tiberi, bu eşsiz kayıtları Coltrane’ın son plak şirketi Impulse!’a emanet ederek, onların tarihe kazandırılmasını sağladı.
Yayımlanan Derleme ve Müzikal Değeri
26 saatlik orijinal kayıtlardan ustaca seçilip yeniden düzenlenen 11 eserden oluşan ‘Tiberi Teypleri’ derlemesi, kayıtların çoğu zaman düşük ses kalitesinden veya kaydedildikleri gürültülü ortamdan kaçınmıyor. Dinleyicilerin sohbetleri veya coşkulu pasajlara verdikleri coşkulu tepkiler arka planda duyulurken, Coltrane’ın saksafon çizgileri teybin hışırtısı arasından süzülerek ‘Giant Steps’in daha yavaş, melodik bir versiyonu veya ‘A Love Supreme’in ‘Resolution’ bölümünün 33 dakikalık bir uzantısı gibi şaşırtıcı güzellikte yorumlar sunuyor. Caz tarihçisi Ashley Kahn, bu kayıtların Coltrane’ın beslendiği yaratıcı kıvılcımı yakalaması açısından büyük önem taşıdığını belirtiyor. Kahn’a göre, bu ‘sosyal bir müzikti’; insanlar sohbet ediyor veya ses çıkarıyordu, ancak bu katmanların arasından geçebildiğinizde, harcadığınız çabanın karşılığını fazlasıyla alıyorsunuz.
Tiberi’nin kayıtları durdurmasından sonra, Coltrane 1965 ortalarında kaydettiği ve bir yıl sonra yayınladığı ‘Ascension’ ile kariyerinin en uzlaşmaz albümünü ortaya koydu. Dörtlüsünü yedi ek deneysel caz müzisyeniyle genişleterek, 40 dakikalık bu süiti provalar yapılmadan iki denemede kaydetti. Eser, müziğin tektonik plakları üzerinde denge bulmaya çalışan tiz sololarla dolu, adeta yedi farklı sohbeti aynı anda dinliyormuş hissi veren büyük bir orkestranın kaosu gibiydi. 1966’da New York’taki Lincoln Center’da Albert Ayler, Alice Coltrane ve iki davulcu ile verdiği konserde, dinleyicilerin önemli bir kısmının müziğin bu ‘bağımsız ve patlayıcı’ yönü karşısında salondan ayrıldığı bildirilmiştir. Yazar Amiri Baraka bu atonal deneyimi ‘korkutucu doğanın bir sesi… sizi yutuyordu!’ olarak tanımlamıştır.
Saksafoncu ve Coltrane takipçisi James Brandon Lewis’in ifade ettiği gibi, Coltrane’ın sonraki döneminde, müziği anında anlaşılmanın ötesine geçmiş, ustalık seviyesinde bir sanatçı görmekteyiz. Coltrane, doğaçlamayı müziğin kabilevi ve ruhani tarihiyle birleştirerek hepsini tek bir bütün olarak görmüştü. Temmuz 1967’deki ani ölümüne kadar performans sergilemeye ve kayıt yapmaya devam eden Coltrane’ın müziğinin bir sonraki durağının ne olacağı sorusu, o günden bu yana hayranlarını ve dinleyicilerini meşgul etmektedir. ‘Tiberi Teypleri’, bu efsanevi sanatçının bitmek bilmeyen sanatsal arayışının ve müziğe olan sarsılmaz bağlılığının canlı bir kanıtı olarak, caz tarihine yeni bir pencere açıyor.
Bu haber, The Guardian'da yayımlanan bir makaleden derlenerek hazırlanmıştır. Kaynak: The Guardian Culture.






