Yapay zekâ teknolojilerinin hızla gelişimi, özellikle son dönemde tanıtılan GPT-6 Astra uygulamasının ardından kültür ve sanat dünyasında geniş yankı uyandırdı. Bu yeni gelişmeler, sektördeki zanaatkârlardan sanatçılara kadar geniş bir kesimde geleceğe dair endişeleri beraberinde getirdi. Ortaya çıkan bu durum, bazı çevreler tarafından 1930’lu yılların Büyük Buhran’ı ile karşılaştırılarak, potansiyel bir “Büyük Yapay Zekâ Buhranı” olarak nitelendirilmeye başlandı.
Teknolojinin sanatsal üretim süreçlerine entegrasyonu, uzun zamandır süregelen bir tartışma konusu olsa da, yapay zekânın geldiği son nokta, bu tartışmayı farklı bir boyuta taşıdı. Sanat dünyasının gündemine oturan temel sorular arasında yapay zekânın sanatçının rolünü ortadan kaldırıp kaldırmayacağı, sanatçı kavramının anlamını değiştirip değiştirmeyeceği ve emek ile değer arasındaki ilişkinin mevcut üretim biçimleri üzerinden hâlâ anlamlı olup olmadığı yer alıyor. Bu sorular, sanatın geleceği ve insan yaratıcılığının konumu üzerine derinlemesine düşünmeye sevk ediyor.
Bu bağlamda, sanat dünyasının önde gelen isimlerinden bazıları, yapay zekâya yönelik farklı perspektifler sunuyor. Sanatçı Serkan Özkaya, yapay zekânın sanatçının işini elinden almayacağını, aksine “sanatçı” tanımının anlamını kökten değiştireceğini ifade ediyor. Özkaya, yeni teknolojiyi eski sanatın ölçütleriyle değerlendirmenin, Gutenberg’in matbaasını el yazması kitapların imla kurallarıyla yargılamaya benzeyeceği benzetmesini yapıyor. Ona göre, araç değiştiğinde bakış açısının da değişmesi kaçınılmaz. Emek ile değer arasındaki bağın artık kronolojik üretim süresi üzerinden kurulmasının anakronik olduğunu vurgulayan Özkaya, değerin mesai saatinde değil, üretimi tetikleyen kavramsal çerçevede ve zihinsel kararda saklı olduğuna işaret ediyor. Sanatçı, büyük bir yapay zekâ buhranından ziyade, insan zihninin ve yaratıcılığının bir krizini yaşandığını, yapay zekânın bir kriz yaratıyorsa bunun ancak kendi ezberlerimizin ve konfor alanlarımızın bir aynası olduğu için gerçekleştiğini belirtiyor.
Bir diğer sanatçı Ahmet Rüstem Ekici ise, konuyu insanın üretimine ve kendine tapmasıyla ilgili bir sorun olarak ele alıyor. Teknolojinin eşit olmayan bir dünyada ve düzlemde eşit erişmediğini, bu durumun çok katmanlı sorunlara yol açtığını dile getiriyor. Ekici, mimari görselleştirme ve ürün prototiplerinin yapay zekâ tarafından tutarlı ve ölçekli biçimde yapılmasının dert edinilmesi için henüz erken olduğunu düşündüğünü ifade ediyor. Tiyatronun binlerce yıldır varlığını sürdürdüğünü, konserlerin bitmediğini ancak Fortnite gibi platformlarda yüz binlerce kişinin online deneyimler yaşadığını örnek göstererek, dillerin çeşitlendiğine dikkat çekiyor. Ekici, sorunun akademik “bu doğrudur, bu üsluba uygundur” takıntısı gibi geldiğini, her şeyin bir matematiği ve kuralı olması gerektiği fikrinin, sanatçının fırçasıyla özdeşleştirilmesi gibi değişik fikirlerin sosyal medyada yaygın olduğunu belirtiyor.
Ekici, tarihsel bir paralellik kurarak, “Rest in Pieces” sergisindeki skeuomorfizm tartışmalarına değiniyor. Her yeni teknolojinin ve nesnenin, paleo-neolitik dönemden tunç çağına kadar bir önceki bilgiyi ve estetiği taklit ettiğini vurguluyor. Ona göre, bu durum değişecek ve dönüşecek, ancak kimseyi daha değerli ya da değersiz yapmayacak. Bu dönüşüm üzerine daha fazla tartışılması gerektiğini savunan Ekici, kendi deneyimlerinden bir örnek sunuyor: 2008 yılında Doğan Holding’de set tasarımcısı olarak çalıştığı dönemde, LED ekran teknolojilerinin Türkiye’ye yeni gelmesiyle dekor sektöründe yaşanan değişimi anlatıyor. O dönemde, stüdyo dekorlarına eklenen LED ekranların, ahşap dekor üreticileri ve marangozlar arasında iş kaybı endişesi yarattığını belirtiyor. Beş metrekarelik bir LED ekranın, beş metrekare daha az dekor üretimi, dolayısıyla daha az işçilik ve gelir anlamına geldiğini gözlemliyor. Ancak bu durumun, geleneksel dekor sanatını tamamen ortadan kaldırmadığını, aksine yeni ifade biçimlerini mümkün kıldığını, örneğin Anyma konserlerinde dev LED ekranların konserin ana etkisini oluşturduğunu ancak operada hâlâ güzel bir ahşap dekor görmekten rahatsız olunmadığını ekliyor.
Yapay zekânın sanat dünyasına etkisi üzerine süren bu tartışmalar, teknolojik ilerlemelerin sadece üretim biçimlerini değil, aynı zamanda sanatın tanımını, sanatçının rolünü ve sanatsal değer algısını da yeniden şekillendirme potansiyelini gözler önüne seriyor. Bu süreç, bir krizden ziyade, sanat ve teknolojinin kesişim noktasında yeni imkânlar ve zorluklar sunan, sürekli evrilen bir dönüşümün başlangıcı olarak da görülebilir. Kültür ve sanat camiasının, bu yeni döneme adaptasyon süreçleri ve yapay zekâ ile insan yaratıcılığı arasındaki simbiyotik ilişkinin nasıl gelişeceği, önümüzdeki yıllarda daha da netleşecektir.
Bu haber, Sanatatak platformunda yayımlanan bir tartışma metninden derlenerek hazırlanmıştır. Kaynak: Sanatatak.






