BBC One'da yayınlanan 'The Reluctant Vampire' dizisinden Lenny Rush'ın canlandırdığı Valentine karakteri
BBC One'da yayınlanan 'The Reluctant Vampire' dizisinden Lenny Rush'ın canlandırdığı Valentine karakteri

Eric Morecambe’ın Çocuk Kitabı ‘İstemeyen Vampir’ Ekranlarda: Kültür Sanatın Yeni Gündemi

İngiliz komedi sahnesinin efsanevi isimlerinden Eric Morecambe’ın kaleminden çıkan ve çocuk edebiyatının sevilen eserlerinden biri olan ‘The Reluctant Vampire’ (İstemeyen Vampir) adlı kitap, BBC One ekranlarında dizi uyarlamasıyla izleyici karşısına çıkıyor. Bu yeni yapım, hem Morecambe’ın mirasını günümüze taşıması hem de genç yetenek Lenny Rush’ı başrolde barındırmasıyla kültür sanat gündeminde önemli bir yer ediniyor.

Dizide, 15 yaşındaki Valentine karakterini canlandıran Lenny Rush, kendini ‘beceriksiz bir vampir’ zannederek büyümüştür. Ancak annesi Sian Clifford tarafından canlandırılan karakter, Valentine’a kan tutkusunun nedenini açıklamak üzere: O aslında bir insan. Annesi, bu gerçeği, vampirlerin kralı olan ve Tom Davis’in canlandırdığı sevgili ama umutsuz babasından saklamasını ister. Valentine’ın, vampir tahtının varisi olma rolünü sürdürüp sürdüremeyeceği, hikayenin temel çatışmasını oluşturuyor. Alan Partridge’in arkasındaki yaratıcı ekip olan Neil ve Rob Gibbons’ın uyarlamasıyla ekranlara taşınan bu eğlenceli hikaye, Morecambe’ın özgün mizahını modern bir anlatımla birleştiriyor.

Ekranların zenginleşen içeriği sadece ‘The Reluctant Vampire’ ile sınırlı kalmıyor. Televizyon dünyası, farklı türlerde birçok yeni ve dikkat çekici yapımı izleyicilerle buluşturmaya devam ediyor. Ursula Rani Sarma’nın aile hukuku firması draması ‘The Split Up’, sürükleyici anlatımıyla son bölümlerine yaklaşırken, sırların açığa çıktığı bir sabahın ardından Aria’nın karmaşık boşanma davasıyla mücadelesini işliyor. Öte yandan, iç soruşturmaların ve yolsuzlukların işlendiği polisiye dizilere olan ilginin bir göstergesi olarak ‘The Blame’ adlı yapım da, DI Crane’in içindeki sorunlarla yüzleşmesini konu alıyor.

Bilim kurgu hayranları için sevindirici bir gelişme olarak, ‘Star Trek’ evreninin 60. yıl dönümünde, orijinal serinin doğrudan öncesini anlatan ‘Star Trek: Strange New Worlds’ adlı popüler dijital platform dizisi, ikinci sezonuyla karasal televizyon kanallarına taşınıyor. Spock’ın (Ethan Peck) bir mürettebat arkadaşını kurtarmak için USS Enterprise’ı ele geçirme gibi Kirkvari bir tavır sergilediği bu sezon, serinin hayranlarını yeniden uzayın derinliklerine davet ediyor.

Lisa Taddeo’nun kurgusal olmayan kitabından uyarlanan ‘Three Women’ ise Shailene Woodley’nin canlandırdığı bir yazarın, ‘daha fazlasını hak ettiğine inanma cesaretini gösteren’ üç kadının hikayesini takip etmesini konu alıyor. Bu kadınların arasında bir ilişkiye başlayan ev hanımı Lina, açık evliliği olan Sloane ve lise öğretmeniyle cinsel ilişki yaşayan Maggie bulunuyor. Dizi, kadınların arzularını ve toplumsal normlarla çatışmalarını derinlemesine inceliyor.

Sinema cephesinde de önemli yapımlar izleyiciyle buluşuyor. Rebel Wilson’ın yönetmenlik koltuğuna oturduğu ilk filmi ‘The Deb’, uzun süreli yasal anlaşmazlıklara rağmen tatlı ve basit bir müzikal komedi olarak öne çıkıyor. Film, asi bir Sydney genci olan Maeve’in, feminizmin ‘ölmeye geldiği kasaba’ olarak tanımlanan kırsal bir bölgeye sürgün edilmesini ve burada vücut pozitifliği ile bastırılmış hırslar gibi temaları eğlenceli şarkılar eşliğinde ele almasını konu alıyor.

Jude Law’ın son dönemdeki ilginç karakter seçimlerine bir yenisini eklediği ‘The Order’ ise Justin Kurzel’in gerçek olaylara dayanan sürükleyici suç gerilimi olarak dikkat çekiyor. Law, FBI ajanı Terry Husk rolünde, kırsal Idaho’daki yeni görevinde Aryan Ulusu’nun karizmatik lideri Robert Jay Mathews ile karşılaşıyor. Sahtecilikten banka soygununa, ardından daha büyük planlara doğru ilerleyen bu grubun ırkçı komplosu, Husk’ın azimli takibiyle gün yüzüne çıkıyor.

Fransız sinemasının üretken yönetmeni François Ozon’un son eseri ‘The Crime Is Mine’ (Suç Benim), yönetmenin birçok türdeki ustalığını sergilediği, zahmetsizce keyifli bir komik melodram olarak tanımlanıyor. 1935 Paris’inde geçen filmde, zor durumdaki oyuncu Madeleine (Nadia Tereszkiewicz), ünlü bir tiyatro yapımcısını öldürmekle yanlışlıkla suçlanır. Ancak ev arkadaşı ve avukatı Pauline’in (Rebecca Marder) yardımıyla, her ikisinin de kariyeri için iyi olacağını umarak ‘meşru müdafaa’ itirafında bulunmayı planlar. Ta ki Isabelle Huppert’in canlandırdığı yıkıcı bir sessiz film yıldızı ortaya çıkana kadar.

Genel olarak bakıldığında, ekranlar bu dönemde izleyicilere geniş bir yelpazede kültürel ve sanatsal deneyimler sunuyor. Klasik eser uyarlamalarından güncel sosyal konuları ele alan dramalara, bilim kurgu efsanelerinin yeni maceralarından bağımsız sinemanın özgün seslerine kadar, her zevke uygun bir yapım bulmak mümkün. Bu çeşitlilik, kültür sanat izleyicisinin ekran karşısındaki beklentilerini fazlasıyla karşılayacak nitelikte.

Bu haber, The Guardian Culture'ın 4 Ekim 2026 tarihli yayınından derlenmiştir. Kaynak: The Guardian Culture.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arter’in güncel programı üretim sürecini sergi deneyimine açıyor

Kültür Sanat; edebiyat, sinema, görsel sanatlar, sahne, müzik ve dünya kültür gündeminden seçilmiş haberleri Türkçe okur için yeniden bağlamlandıran dijital bir dergidir.

Gece Gezmesi Kadıköy’de festival rotasını mahalle ölçeğine taşıyor