Kültür sanat sektöründe güvencesiz çalışan genç profesyoneller
Kültür sanat sektöründe güvencesiz çalışan genç profesyoneller

Kültür Sanat Sektöründe ‘Gönüllülük’ Adı Altındaki Emek Sömürüsü Tartışmaları

Kültür ve sanat dünyasında uzun süredir dile getirilen ancak çoğu zaman göz ardı edilen bir sorun, son dönemde yaşanan gelişmelerle birlikte yeniden kamuoyunun gündemine oturdu: ‘gönüllülük’ adı altında yaşanan emek sömürüsü. Sektördeki güvencesiz çalışma koşulları, adil olmayan ücretlendirmeler ve genç profesyonellerin istismarı, kültür ve sanatın sürdürülebilirliği açısından ciddi endişeler yaratıyor.

Sektörde çalışan pek çok emekçi, İş Kanunu’nun sağladığı temel haklardan mahrum durumda. Sigortasız çalışma, yetersiz veya hiç ödenmeyen ücretler, düzensiz ve uzun mesai saatleri, izin ve dinlenme haklarının gaspı ile sağlık haklarının göz ardı edilmesi, ne yazık ki yaygın bir pratik haline gelmiş durumda. Özellikle kariyerinin başında olan gençler ve üniversite öğrencileri, ‘network kurma’, ‘deneyim kazanma’ ve ‘sanatçılarla yakın çalışma’ gibi vaatlerle istihdam ediliyor. İş bulma imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle bu gençler, gelecekteki iş umutlarını artırmak veya sektör profesyonelleriyle temas kurmak adına emeklerinin karşılığını alamadan çalışmaya razı olmak zorunda kalıyor.

Sektördeki Güvencesizliğin Somut Yansımaları

Kültür ve sanat alanında çalışanların deneyimleri, bu yapısal sorunun farklı boyutlarını gözler önüne seriyor. Örneğin, sanat danışmanı asistanları, iş tanımlarının sürekli genişlemesinden, mesai saatlerinin uzamasının normalleştirilmesinden ve patronların güçlü konumlarını kullanarak tatil günlerinde dahi kendilerine ulaşma beklentisinden şikayetçi. Görev tanımının dışında grafik tasarım işleri yapmaya zorlanan, hafta sonları ek mesai yapan ancak emeklerinin karşılığını alamayan ve hatta hazırladıkları tasarımların liyakat yerine bağlantılarla başka kişilere verildiğini gören koleksiyon asistanları da benzer mağduriyetler yaşıyor. Sanat eleştirmenleri ise yazdıkları yazıların projelerde kullanılmasına rağmen ödeme alamadıklarını, isimlerinin dahi anılmadığını ve telif hakları için sürekli mücadele etmek zorunda kaldıklarını belirtiyor. Bu durum, entelektüel emeğin sektörde yeterince değer görmediğinin acı bir göstergesi.

Bienaller ve festivaller gibi büyük ölçekli kültürel etkinlikler, bu güvencesizliğin en belirgin örneklerinden. Etkinlik süresince sınırlı sayıda geçici çalışan istihdam eden bu kurumlar, sürekli istihdam seçeneğini gündemlerine almıyor. Öte yandan, aynı kurumlarda kadrolu çalışanlardan ise birden fazla görevi aynı anda üstlenmeleri ve her işi yapmaları bekleniyor. Bu durum, hem mevcut çalışanların üzerindeki yükü artırıyor hem de yeni mezunların sektöre sağlıklı bir şekilde entegre olmasını engelliyor.

212 Photography Istanbul Festivali ve AICA Türkiye’nin Tepkisi

Kültür-sanat kamuoyunda son tartışmaların fitilini ateşleyen olaylardan biri, 26 Eylül-11 Ekim 2026 tarihleri arasında dokuzuncu edisyonu gerçekleştirilecek olan 212 Photography Istanbul Festivali’nin ‘gönüllü’ çağrısı oldu. Pek çok kurumsal sponsorun desteğiyle düzenlenen festivalin, yabancı dil yeterliliği, iletişim becerileri ve çağdaş sanat donanımı gibi ciddi nitelikler talep ettiği 18-30 yaş arası genç profesyonelleri ‘deneyim kazanma’ vaadiyle maddi karşılık ödemeksizin çalıştırma çağrısı, büyük tepki topladı.

Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği (AICA) Türkiye Şubesi, yaptığı açıklamayla bu duruma sert bir eleştiri getirdi. Dernek, ‘gönüllülük’ çağrısının kültür sanat alanında giderek yaygınlaşan ücretsiz emek pratiğinin bir parçası olduğunu belirterek, “Sanatsal ve kültürel üretimin sürdürülebilirliği, ancak ve ancak bu üretimin en dinamik yükünü sırtlayan genç profesyonellerin emeğine saygı duyulmasıyla mümkündür. Bu alanda ‘gönüllüler’ sömürülmemeli; özendirilmeli, ödüllendirilmelidir” ifadelerini kullandı. AICA Türkiye, saygın kurumların bu tür çağrılarla güvencesiz ve karşılıksız emek sarmalını derinleştirmesinin kabul edilemez olduğunu vurguladı.

Akademisyen ve Uzman Görüşleri: Yapısal Bir Sorun

Sanat eleştirmeni ve akademisyen Nazlı Pektaş, 212 Photography Istanbul tartışmasının, kültür-sanat alanında uzun süredir sineye çekilen bir yanılsamanın perdesini araladığını belirtiyor. Pektaş’a göre, profesyonel donanım, dil yeterliliği ve tam gün mesai gerektiren bir iş tanımının ‘gönüllülük’ veya ‘network kazanma’ gibi muğlak vaatlerle sunulması, meselenin ekonomik olduğu kadar yapısal ve etik bir boyutu olduğunu gösteriyor. Marmara ve Yeditepe üniversitelerinde sanat öğrencileriyle çalışan Pektaş, ücretsiz emek beklentisinin gençlerin sanatsal üretimlerine ayıracakları zamandan çaldığını ve onları çoğunlukla hizmet sektöründe güvencesiz işlere yönelttiğini ifade ediyor. Ancak Pektaş, bilinçli ve gerçek rızayla yapılan gönüllü katkılar ile seçme şansı olmayan gençlere dayatılan ‘gönüllülük’ arasında kesin bir ayrım yapılması gerektiğinin altını çiziyor.

Kültür profesyoneli ve küratör Saliha Yavuz ise ücretsiz emeğin sektördeki geçmişine dikkat çekiyor. Yavuz, özellikle büyük kültür kurumlarının festivallerinde ‘gönüllü emeği sömürüsüne’ ilk tanıklıkların yaşandığını ve bu durumun gençlerin kariyer basamaklarını tırmanırken karşılaştıkları bir ‘lütuf’ gibi sunulduğunu belirtiyor.

Sorumluluk ve Çözüm Yolları

Nazlı Pektaş, kültür profesyonellerine de bu konuda önemli sorumluluklar düştüğünü vurguluyor. Ona göre, eleştirmenlerin ve küratörlerin kurumsal eleştiri kavramını sadece teorik düzeyde bırakmayıp eyleme dönüştürmeleri gerekiyor. Adil davranmayan pratiklere karşı ses çıkarmak, entelektüel desteği geri çekmek ve bu sessiz uzlaşıya ortak olmamak, sektördeki değişimin anahtarı olarak görülüyor. Pektaş, aynı zamanda genç çalışanlara hem profesyonel bir vizyon kazandıran hem de emeğinin karşılığını adilce ödeyen kurumların varlığının önemine işaret ederek, bu iyi örnekleri desteklemek adına adil olmayan pratikleri sorgulamak gerektiğini belirtiyor.

Kültür ve sanat sektörünün sürdürülebilirliği, ancak ve ancak bu alanda çalışan emekçilerin haklarının güvence altına alınması, adil ücretlendirme ve etik çalışma koşullarının sağlanmasıyla mümkün olabilir. ‘Gönüllülük’ kavramının gerçek anlamda destek ve katılımı ifade ettiği, emek sömürüsüne kılıf olmadığı bir kültür-sanat ortamı yaratmak, tüm sektör paydaşlarının ortak sorumluluğudur.

Bu makale, Sanatatak tarafından yayımlanan 'KÜLTÜR-SANATTA EMEK SÖMÜRÜSÜNÜN ADI "GÖNÜLLÜLÜK"' başlıklı yazıdaki bilgilerden derlenmiştir. Kaynak: Sanatatak.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arter’in güncel programı üretim sürecini sergi deneyimine açıyor

Kültür Sanat; edebiyat, sinema, görsel sanatlar, sahne, müzik ve dünya kültür gündeminden seçilmiş haberleri Türkçe okur için yeniden bağlamlandıran dijital bir dergidir.

Gece Gezmesi Kadıköy’de festival rotasını mahalle ölçeğine taşıyor