Sydney'deki Carriageworks'te 'Heap' enstalasyonunda toprağa gömülü sanat eserlerinin kazı anı.
Sydney'deki Carriageworks'te 'Heap' enstalasyonunda toprağa gömülü sanat eserlerinin kazı anı.

Sydney’de Toprağa Gömülen ‘Tehlikeli Fikirler’: Sanat ve Katılımcı Kazı Deneyimi

Avustralya’nın kültürel başkentlerinden Sydney, bu yıl Tehlikeli Fikirler Festivali kapsamında sıra dışı bir sanat deneyimine ev sahipliği yapıyor. Carriageworks’ün geniş fuaye alanında, ‘Heap’ (Yığın) adı verilen bir enstalasyon, ziyaretçilerini kelimenin tam anlamıyla ellerini toprağa bulamaya ve ‘tehlikeli’ addedilen fikirleri gün yüzüne çıkarmaya davet ediyor.

Festivalin ‘vahiy’ teması etrafında şekillenen bu merkezi enstalasyon, sekiz Avustralyalı sanatçının toplam 80 eserini tonlarca toprak altına gömüyor. Sergi, bir enstalasyon olmanın ötesinde, katılımcı bir ‘arkeolojik kazı’ niteliği taşıyor. Festival direktörü Danielle Harvey’e göre, her bir eser ‘ciddiye alındığında dünyayı değiştirme potansiyeli olan’ bir ‘tehlikeli fikri’ temsil ediyor. İzleyiciler, iklim değişikliği ve sömürgecilik gibi çetrefilli konular hakkında derinlemesine düşünmek için bu fikirleri kazarak keşfetmeye teşvik ediliyor.

Yaklaşık 120 ton toprağın altında, bronz bir mantardan kanguru elması içeren bir kaba, hatta bir örümcek kostümüne kadar çeşitli nesneler gizleniyor. Zaten gömülmüş olanlar arasında ise sertleştirilmiş topraktan yapılmış bir insan figürü ve bir cenaze vazosu bulunuyor. Harvey, enstalasyonun ‘çok bariz ama güçlü bir metafor’ üzerine kurulu olduğunu belirtiyor. Avustralya’nın madencilik ve kazı üzerine inşa edilmiş bir ülke olması bağlamında, toprağın altında bulunanların ve bunlara hangi mercekle bakıldığının, yani neyin ilginç ya da tehlikeli görüldüğünün ve nasıl değer verildiğinin ‘Avustralya bağlamında son derece ilgi çekici’ olduğunu ifade ediyor.

Sanatçılardan Sophie Penkethman-Young’ın çalışması, makine emeğine dair radikal bir sorgulamayı gündeme getiriyor. Sanatçı, 3D yazıcısıyla yaptığı 25 fayansı, kendisi ile makine arasında bir ‘iş anlaşması’ metniyle donatmış. Bu anlaşma, 3D yazıcının standart bir çalışma haftası olan 38 saatle sınırlı kullanılmasını ve günlük bir fayans üretimini öngörüyor. Penkethman-Young, makinelerin sınırsız bir üretim kaynağı olarak görülmesi zihniyetine meydan okuyarak, ‘tüm görünmez emeği’ ve buna nasıl değer verdiğimizi sorgulamaya davet ediyor.

Wiradjuri sanatçısı Brook Andrew ise daha şiirsel bir tehlikeli fikirle yaklaşıyor. Çalışması, Amerika, Orta Doğu ve Avustralya’ya özgü şifalı ve yenilebilir bitkileri içeren bir dizi kap ve her birine eşlik eden açıklayıcı notlardan oluşuyor. Andrew, botanik uzmanları ve yerli tıp insanlarıyla iş birliği yaparak Lübnan yaban kekiği (za’atar), Avustralya’nın murnong’u (yer elması papatyası) ve Kolombiya’da şifa ve ruhsal uygulamalar için kullanılan bazı halüsinojenik Brugmansia (melek borusu) türleri gibi örnekleri ve hikayelerini bir araya getirmiş. Andrew’a göre, ‘binlerce yıllık bilgi sistemlerine kendimizi açmak’, günümüzün aşırı ilaç odaklı çağında başlı başına ‘tehlikeli’ bir eylem. Batı perspektifinden tehlikeli kabul edilen birçok bitkinin, yerli kültürlerde tamamen şifalı amaçlarla kullanılması, bitkileri çerçeveleme biçimlerimizin genellikle ‘ırkçılık ve cehalet üzerine kurulu’ olduğunu gözler önüne seriyor.

Aretha Brown, queer kadın kolektifi Kiss My Art üyeleriyle birlikte, Avustralya bayrağını queer ve Gumbaynggirr bakış açısıyla yeniden yorumladığı bir çalışma sunuyor. Ortaya çıkan yorgan, toprağa gömülmeden önce bir bavulun içine mühürlenmiş. Brown, mevcut Avustralya bayrağının ‘kendilerini yeterince temsil etmediğini ve aslında bölücü olduğunu’ düşünüyor. Bu eser, ‘yeni bir Avustralya bayrağının nasıl görünebileceği’ ve ‘bunun nasıl değiştirilebileceği’ gibi soruları gündeme getirerek, ulusal kimlik ve temsil üzerine ‘oldukça tehlikeli fikirler’ ortaya koyuyor.

Diğer sanatçıların eserlerinde ise tehlike hissi daha az politik, daha çok şiirsel bir boyuta ulaşıyor. Tim Silver’ın sertleştirilmiş topraktan yapılmış insan figürü, duygusal sıkıntı ve içe kapanma üzerine bir ifade sunarken, Roma eşik tanrısı Janus’un çoklu yüzlerini taşıyan altın kumaştan yapılmış Tarryn Gill’in vazosu, ölümlülük ve değişkenlik üzerine bir göndermedir. Gill, Freud’un benlik teorisinden ve Jung’un orta yaş üzerine düşüncelerinden ilham alarak, hayatın gerçek anlamı ve kalan zamanı nasıl değerlendireceğimiz üzerine derin sorular sormaktadır.

Madencilik endüstrisinin aksine, bu kazıda bulunan eserler kazıcılar tarafından alıkonulamayacak; bunun yerine yakınlardaki bir sergiye eklenecek. Festival direktörü Harvey, insanların bu konulara dikkatini çekmek için ‘yeni yollar bulmamız gerektiğini’ vurguluyor ve sanatın bu sohbetleri ilerletmek ve genişletmek için ‘gerçekten önemli bir yol’ olduğunu belirtiyor.

‘Heap’ enstalasyonu, 22 ve 23 Ağustos tarihlerinde Carriageworks, Sydney’de ziyaretçilere açık olacak ve Tehlikeli Fikirler Festivali’nin 30 Ağustos’a kadar sürecek programının bir parçası olarak deneyimlenebilecek.

Bu haber, The Guardian Culture'ın 20 Ağustos 2026 tarihli 'Dozens of ‘dangerous’ artworks are buried under dirt in Sydney, and Heap visitors will be asked to dig deep' başlıklı makalesinden derlenmiştir. Kaynak: The Guardian Culture.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Arter’in güncel programı üretim sürecini sergi deneyimine açıyor

Kültür Sanat; edebiyat, sinema, görsel sanatlar, sahne, müzik ve dünya kültür gündeminden seçilmiş haberleri Türkçe okur için yeniden bağlamlandıran dijital bir dergidir.

Gece Gezmesi Kadıköy’de festival rotasını mahalle ölçeğine taşıyor