Fransız edebiyatının tanınmış gerilim yazarlarından Michel Bussi, son romanı ‘Code Yesterday’ ile müzik tarihinin en ikonik gruplarından The Beatles’a dair ezber bozan bir kurgu sunuyor. Milyonlarca satan kitapları ve sinemaya uyarlanan eserleriyle adından sıkça söz ettiren Bussi, bu kez okuyucuları, The Beatles’ın tüm şarkılarının aslında Fransız kökenli bir kadın tarafından yazıldığı bir alternatif gerçekliğe davet ediyor.
Bussi’nin romanının merkezinde, Yvonne McKenzie adında hayali bir karakter yer alıyor. Hikâyeye göre, Yvonne, 6 Temmuz 1957’de, John Lennon ve Paul McCartney’nin ilk kez karşılaştığı o kader gününde, Liverpool’daki St Peter Kilisesi yakınlarında onlarla tanışıyor. Normandiya doğumlu bir Fransız anne ve İngiliz bir paraşütçü babanın kızı olan, Liverpool’un Penny Lane bölgesinde büyümüş Yvonne, genç John ve Paul’a karşı bir ilgi besliyor. Ancak onların kayıtsızlığına içerleyerek, bir gün otobüste genç McCartney’nin karşısında otururken ‘Love Me Do’ şarkısını mırıldanmaya başlıyor.
Romanın kurgusuna göre, Paul McCartney bu melodiyi aklından çıkaramıyor ve şarkıyı kendi eseri gibi sahiplenmekten çekinmiyor. Yvonne, şarkısını radyoda ilk kez duyduğunda şaşkınlık içinde kalıyor. John ve Paul daha fazla şarkı istemek için ona geri döndüklerinde ise Yvonne, onlara memnuniyetle yardımcı oluyor. Bu alışılmadık işbirliği profesyonel bir zeminde ilerliyor: Yvonne melodileri telefonda onlara söylüyor, ikili ise bunlara ara bölümler ve vokal katmanları ekleyerek hit şarkılar yaratıyor.
Bussi, romanında The Beatles şarkılarının nasıl ortaya çıktığına dair yaratıcı ve mizahi açıklamalar da sunuyor. Örneğin, ‘I Feel Fine’daki geri bildirim sesinin Yvonne’un evindeki bir cihazın telefon hattına karışmasından, ‘Can’t Buy Me Love’daki ritmin yumurta çırparken bulduğu bir melodiden, ‘Ob-La-Di Ob-La-Da’nın ise yeni doğan oğlunun ilk hecelerinden ilham aldığını öne sürüyor.
Yazarın bu sıradışı kurguyu oluşturmasındaki temel motivasyon, rock müziğin erken dönemlerindeki kadın eksikliğine dikkat çekmek ve onlara kurgusal bir ‘telafi’ sunmak. Bussi, klasik rock grupları arasında neredeyse hiç kadın müzisyen bulunmadığını gözlemlediğini ve bu durumun değiştiğini ancak uzun süre rock müziğin yalnızca erkek egemen bir alan olduğunu belirtiyor. Yvonne McKenzie karakteri aracılığıyla, 1960’ların toplumsal koşullarında mütevazı kökenlerden gelen bir kadın şarkı yazarının ancak şarkıları yakışıklı erkekler tarafından seslendirildiğinde duyulabileceği gerçeğine işaret ediyor. Bu durum, Yvonne’un görünmez kalmaya razı olmasının da bir nedeni olarak sunuluyor.
Yvonne’un sessizliği karşılığında tek talebi ise The Fab Four’dan, eserlerine Fransız kökenlerine dair birkaç gönderme eklemeleri. Bu durum, ‘All You Need is Love’ın ilk notalarındaki ‘La Marseillaise’ tınısını ve annesi Micheline’e bir saygı duruşu olan ‘Michelle’ şarkısını açıklıyor.
Michel Bussi, yıllar süren derinlemesine araştırmalarının, kitaplar, filmler ve belgeseller aracılığıyla The Beatles efsanesine duyduğu hayranlığın bu romanı beslediğini ifade ediyor. Yazarın favori albümleri arasında ‘Rubber Soul’ ve ‘Revolver’ yer alıyor. Bussi, bu romanın her şeyden önce The Beatles müziğinin kalıcı çekiciliğine bir saygı duruşu olduğunu vurguluyor. Hikâye ne kadar fantastik görünse de, The Beatles’ın müziğinin evrensel cazibesinin, şarkılarının bir kadın tarafından yazılmış veya bir kadın hakkında olabilecek kadar kapsayıcı olmasından kaynaklandığını savunuyor.
Romanın kurgusal dünyasında, huysuz yaşlı bir rock eleştirmeni (ve ateşli bir Rolling Stones hayranı) Yvonne’un hikâyesini anlatmaya karar verdiğinde ona destek oluyor. MI5’in bir dezenformasyon kampanyasına rağmen tüm ülkenin ona inanmaya başladığı bir anda ise olaylar beklenmedik bir şekilde gelişiyor. Bussi, bu hikâyenin The Beatles efsanesinin gizemli yönlerine de dokunduğunu belirtiyor.
Michel Bussi’nin ‘Code Yesterday’ romanı, müzik tarihine dair yerleşik algıları sorgulayan, düşündürücü ve eğlenceli bir kurgu sunarak okurları The Beatles’ın müziğine farklı bir gözle bakmaya davet ediyor.
Bu haber, The Guardian Culture'da yayımlanan bir makaleden derlenerek hazırlanmıştır. Kaynak: The Guardian Culture.






